Türkiye Ziraat Odaları Birliği

Vatan Hürriyet Ekmek

ZOBİS
ZOBİS

Dünya iklim günü

-Dünya iklim günü
-TZOB Genel Başkanı Bayraktar:
-“İklim değişikliği ile mücadeleyi ve sera gazı emisyonu
azaltım çalışmalarını sadece uluslararası anlaşmaların
bir gereği olarak algılamamalı, yaşanabilir bir dünya için
herkes üzerine düşen görevi yapmalıdır”
-“1970-2004 yılları arasında sektörler arasında en düşük
emisyon artışı, yüzde 27 ile tarım ve yüzde 26 ile konut
sektörlerinden kaynaklandı”
-“Uluslararası Tarımsal Araştırma Danışma Grubu’na
göre 2050 yılında 9 milyarlık dünya nüfusunun beslenebilmesi
için tarım sektörü yatırımlarında yüzde 50 ve gıda üretiminde
en az yüzde 70 artışın olması gerekiyor”
-“Modern tarım tekniklerinin uygulanması, orman arazilerinin
ve biyolojik çeşitliliğin korunması oldukça önemli”
-“Türkiye Ziraat Odaları Birliği olarak Orman ve Su İşleri
Bakanlığı ile beraber başlattığımız ağaçlandırma çalışmalarına
her ilde devam etmekteyiz”

Ankara – 15.05.2013 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, iklim değişikliği ile mücadeleyi ve sera gazı emisyonu azaltım çalışmalarını sadece uluslararası anlaşmaların bir gereği olarak algılmaması, yaşanabilir bir dünya için herkesin üzerine düşen görevi yapması gerektiğini bildirdi.
Bayraktar, Dünya İklim Günü nedeniyle yaptığı açıklamada, hızla artan dünya nüfusunun, küresel ısınma ve iklim değişikliğinin, su kaynaklarının giderek azalmasının, erozyon, toprağın bozulması, ormanların tahribi ve biyolojik çeşitliliğin tehdit altında olmasının başlıca çevre sorunlarını oluşturduğunu belirtti. İklim değişikliğinin atmosferdeki sera gazı emisyonlarındaki artıştan kaynaklanan küresel ısınma nedeniyle meydana geldiği konusunda genelde bilim adamları arasında görüş birliği bulunduğunu bildiren Bayraktar, küresel ısınmaya neden olan sera gazları içinde en önemlisinin karbondioksit olduğunu, toplam sera gazları içindeki payının yüzde 80’i geçtiğini vurguladı.
Hükümetler arası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) dördüncü değerlendirme raporunda; 1970 ile 2004 yılları arasında sera gazı emisyonlarında yüzde 70 artış olduğu ve sera gazı emisyonlarının yüzde 77’sinin insan faaliyetleri sonucu oluştuğuna dikkatin çekildiğini bildiren Bayraktar, şunları kaydetti:
“Bu yıllar arasında sera gazı emisyonlarındaki artışta enerji sektörünün payı yüzde 145’le en fazla olmuştur. Bu dönemdeki emisyon artışının yüzde 120’si ulaşım, yüzde 65’i sanayi, yüzde 40’ı ise arazi kullanımındaki değişiklikler ve ormansızlaşmadan kaynaklanmıştır. Sektörler arasında en düşük emisyon artışı yüzde 27 ile tarım ve yüzde 26 ile konut sektörlerinden kaynaklanmıştır.
Yine IPCC raporuna göre günümüzde, iklim değişikliğini azaltım politikaları ve sürdürülebilir kalkınma uygulamalarına rağmen toplam sera gazı emisyonları önümüzdeki birkaç yıl içinde büyümeye devam edecektir. İklim değişikliğini önlemek için ek politikalar uygulanmadığında, küresel sera gazı salımlarının 2030’da 2000 yılına göre yüzde 25–90 artması beklenmektedir.
Bilindiği gibi fosil yakıtların kullanılması sonucu açığa çıkan sera gazları iklim değişikliğinin en önemli sebeplerinden biridir. Bazı tahminlere göre, fosil yakıtların 2030’a kadar ve sonrasında da egemenliğini koruyacağı tahmin edilmektedir. Bu nedenle 2000 ve 2030 yılları arasında enerji kullanımından kaynaklanan karbondioksit emisyonunun yüzde 40–110 artış göstereceği tahmin edilmektedir.”

-“Küresel gıda ve tarım sisteminde köklü bir değişim gerekiyor”-

Uluslararası Tarımsal Araştırma Danışma Grubu’na (CGIAR) göre 2050 yılında 9 milyarlık dünya nüfusunun beslenebilmesi için tarım sektörü yatırımlarında yüzde 50 ve gıda üretiminde en az yüzde 70 artışın olması gerektiğini vurgulayan Bayraktar, şöyle devam etti:
“Birleşmiş Milletler’e göre ise bugün dünyada bulunan 925 milyon aç insanı ve bunlara 2050 yılına kadar eklenmesi beklenen 2 milyar kişiyi de düşündüğümüzde dünya üzerindeki insanların beslenebilmesi için küresel gıda ve tarım sisteminde köklü bir değişim gerekmektedir. Bu noktada tarım sektörünün önemi ortaya çıkmaktadır.
Hassas ve stratejik bir sektör olan tarım, ülkelerin gıda ihtiyacının karşılanmasında, kırsal kalkınmada ve istihdamda önemli bir yere sahiptir. Ancak tarımsal üretim, tabiat şartlarına bağlı olarak gerçekleştirilen bir faaliyet olması nedeniyle iklim değişikliğinin olumsuzluklarından doğrudan etkilenmektedir. İklim değişikliğinin olumsuz etkilerinden olan sıcaklığın artması, yağışların azalması, sel, fırtına, su kaynaklarında azalma, kuraklık, su ve toprak kalitesinin bozulması, ekosistemlerin bozulması ve biyolojik çeşitliliğin azalması, hastalık ve zararlılarda artış gibi faktörler, tarımsal üretimde azalmaya sebep olmaktadır.”
Bayraktar, araştırmalara göre iklim değişikliğine bağlı olarak sıcaklık artışı ve yağış miktarındaki azalma sonucu akarsulardaki su miktarının azalacağını ve sudaki kirleticilerin nispi konsantrasyonunun artacağını bildirdi. Bu olumsuzlukların çoraklaşma, çölleşme ve erozyonu, toprak kirliliği ve toprak verimliliğinin azalmasını da beraberinde getireceğini belirten Bayraktar, “Yağışlardaki azalmayla birlikte Akdeniz bölgesinde su havzalarında suyun azalması söz konusu olacaktır. Ülkemizin su zengini olmadığı gerçeği göz önüne alındığında mevcut su kaynaklarımızın korunması ve etkin kullanımının önemi ortaya çıkmaktadır” dedi.

-“Göller kuruma tehlikesi altında”-

Bilinçsiz su kullanımı, yanlış uygulamalar ve küresel ısınmanın da etkisi ile göllerin günden güne kuruduğunu, yapılan araştırmalara göre çok sayıda gölün tamamen kuruduğunu; aralarında Burdur Gölü, Beyşehir Gölü ve Tuz Gölünün de bulunduğu göllerin ise kuruma tehlikesi altında olduğunu belirten Bayraktar, şunları kaydetti:
“Su yönetimi, tarım, arazi kullanımı, ormancılık, doğal kaynak yönetimi ve havza yönetimi konularında; sektörel, sektörler arası ve diğer ülkelerle işbirlikleri çerçevesinde acil olarak adaptasyon çalışmalarının yapılması, stratejilerinin oluşturulması ve uygulamaya geçilmesi gerekmektedir.
Küresel ısınmanın önlenmesi yönünde olumlu adımlar atmak için enerji ve sanayi üretiminde fosil yakıtların kullanılması yerine rüzgar ve güneş enerjisi, biyogaz ve biyokütle gibi daha temiz ve doğayla dost yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelim sağlanması gerekmektedir. Modern tarım tekniklerinin uygulanması, orman arazilerinin ve biyolojik çeşitliliğin korunması oldukça önemlidir.
Ülkemizde iklim değişikliği ve bununla mücadele son yıllarda sürekli gündemimizde olan bir konudur. Kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum kuruluşları ve özel sektör, iklim değişikliği konusunda çeşitli çalışmalar yürütmekle beraber iklim değişikliği ile mücadele için yapılan çalışmalar takdire değerdir. Türkiye Ziraat Odaları Birliği olarak Orman ve Su İşleri Bakanlığı ile beraber başlattığımız ağaçlandırma çalışmalarına her ilde devam etmekteyiz. Ayrıca Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile birlikte yürüttüğümüz eğitim çalışmalarıyla kadın çiftçilerimize, tarım danışmanlarımıza iklim değişikliğini de kapsayan eğitimler vermekteyiz. Bu ve benzeri çalışmalarda yer alarak ülkemiz ve insanlığın geleceği için çaba sarf etmekten son derece mutluyuz.”
İklim politikalarının kalkınma politikalarına entegrasyonu ile bu politikaların uygulanabilirliği ve iklim değişikliği ile mücadelede yaşanan zorlukların üstesinden gelmenin kolaylaşacağına dikkati çeken Bayraktar, gelişmekte olan ülkelerde yeni enerji altyapı yatırımlarının yapılması, sanayileşmiş ülkelerde ise enerji altyapılarının modernleştirilmesi ve enerji güvenliği teşvik politikalarının oluşturulmasının sera gazı emisyonunun azaltılmasına katkı sağlayacağını bildirdi.
İklim değişikliğine adaptasyon için toplumda farkındalığın artırılması, çiftçilerin bilgilendirilmeleri, erken uyarı sistemlerinin geliştirilmesi, konuya ilişkin plan ve projelerin bir bütün olarak ele alınmasının gerekli olduğunu kaydeden Bayraktar, bilinçlendirme çalışmaları, eğitimler ve teşvik yöntemleriyle insanlarda davranış değişikliğine katkıda bulunarak çevre kalitesini iyileştirmenin mümkün olacağını vurguladı.
Bayraktar, “iklim değişikliği ile mücadeleyi ve sera gazı emisyonu azaltım çalışmalarını sadece uluslararası anlaşmaların bir gereği olarak algılamamalı, yaşanabilir bir dünya için herkes üzerine düşen görevi yapmalıdır” dedi.